Kitap: Yeraltından Notlar

yeraltından notlar

Hayatı yalnızca kitaplarla geçen ve onlardaki asil karakterler gibi bir hayat yaşamaya çalışan ancak yaptığı her şeyde iki yüzlü, beceriksiz olan; her insandan nefret edip, önüne gelen herkese bağıran çağıran, tek kurtuluşu da yeraltı olarak gördüğü evine sığınmakta bulan acınası bir karakterin yaşadıklarını birincil ağızdan anlattığı kitap.

Doğrusu çok severek okudum. Çünkü o acınası karakter aslında birçok yönüyle insan olmayı anlatıyor. İnsanın kendi içindeki çelişkiye ışık tutuyor. Sefil olmasına rağmen lüks restoranlarda, aslında nefret ettiği insanlara, hava atmak için tüm parasını harcaması, Genelevdeki fahişeden istediğini aldıktan sonra ahlak bekçisi kesilmesi, Yalnızlıktan bunalmasına rağmen insanların arasına karışmayı reddetmesi, “Arkadaşlarının” her sözüyle kendisini azarladığını sanarken bunun acısını hizmetçisi Apollon’u azarlayarak çıkarması…

“Ben hasta bir adamım” diyor ya başta. Aslında karakterimiz kendisini çok güzel analiz etmiş. Hayatta mutlu olmamayı bir amaç edinmiş, okuduğu trajik kitaplardaki karakterler gibi acı çekmeden yükselemeyeceğini düşünen birisi… 

yeraltından notlar ankara dt ile ilgili görsel sonucu

2 yıl önce Ziraat Sahnesi’nde Ankara DT tarafından oynanan Yeraltından Notlar tiyatrosu sayesinde tanıştım aslında bu kitapla. Bu kitabı okuyacak olanların, veya okumuş olsanız bile, gidip tiyatroyu izlemelerini tavsiye ederim. 2019 takviminde yok ama ileri bir tarihte tekrar oynanmaya başlarsa sakın kaçırmayın.

Kitap: Kuyucaklı Yusuf

kuyucaklı yusuf

Ne yalan söyleyeyim, zengin ve şanslı doğan yaşıtlarıma her zaman bir nefretle bakmışımdır. Hala daha da öyle bakmaya devam ederim. Çünkü doğdukları hayatta sıradan diye atfettikleri ve değerini bilmedikleri şeyler, biz görece olarak fakir fukara doğmuş kişiler için tüm ömrümüzü versek bile yapamayacağımız şeylerdir. Uzaktan onları seyretmek dışında da yapabileceğimiz bir şey yoktur çoğu zaman.

İşte Yusuf’un hayatı da böyle. Yetim ve öksüz, üvey anası tarafından sürekli aşağılanmış ve dışlanmış, çevresindekilere hiçbir zaman ayak uyduramamış, hayattaki amacını bir türlü bulamamış; tek değerli gördüğü eşi Muazzez’i de çok acı bir şekilde kaybetmiş bir çocuk. 

Sabahattin Ali’nin daha önce okuduğum İçimizdeki Şeytan ve Kürk Mantolu Madonna kitaplarını da beğenerek okumuştum. Ancak bu kitap hepsinden de daha öteye gidiyor. İçinde adaletsizliği, daha doğrusu paranın emrine giren adaleti, mahalle baskısını, geçim sıkıntısını, insanın acizliğini, aşk acısını, aşk acısı için yapılanları, umutsuzluğu ve kadersizliği… hepsini ve daha fazlasını barındıran bir roman.

Sıkı bir Türk Edebiyatı okuyucusu değilim, kabul, ama bu kitap şu ana kadar okuduğum Türk Edebiyatı eserleri içinde en iyisi, en fazla kendimi bulduğum kitaptı.

[Okuduğum kitapları ve bu kitaplar üzerine yorumlarımı öncelikle Goodreads hesabımdan paylaşıyorum. Takip etmek için buraya tıklayın.]